19 Kasım 2009 Perşembe

KİM OLUYORUM BEN?






Hayatımın ilk 3 yılı ANKARA
(Emmek, uyumak, gaz çıkarmak, emeklemek, yürümeye başlamak, konuşmaya başlamak)



Ardından gelen 8 yıl BODRUM
(Anaokulu, ilkokul… Bodrum’un en güzel yıllarında en güzel  çocukluk anıları. Denizden okula, okuldan denize koşmalar. Saklambaç, yakan top, amata...  Ekşi ot, mandalina, adaçayı…. Raşit’in Kahvesi, Kumbahçe sahili, Atatürk İlköğretim Okulu… Şömine ve kilim kokusu.  Bir de anneannemin kokusu… Kapıya vuran lodos dalgaları… Meyhaneler sokağında, benim gibi sonradan Bodrumlu çocuklarla kadeh tıngırtıları arasında oynanan oyunlar.  Yazarların, şairlerin, bohemlerin, oyuncuların ve çulsuzların kahkahaları… İleride kimimizi yoldan çıkaran, kimimizi derinleştiren geceler, hayatlar…
Annemin “Yaprak nerede?” sorusuna yoldan geçen herkesin cevap verebildiği yıllar…)

Sonraki  17 yıl İZMİR
Hiçbir bağımızın olmadığı İzmir’de benim arkadaşsız, yalnız günlerim... Bir zaman sonra alışılan ama her fırsatta Bodrum’a koşulan, geriye hep hüzünle dönülen İzmir.  Kendimi hiçbir zaman tam ait hissedemediğim, yılın en az sevdiğim mevsimi kışı bir gençlik boyunca geçirdiğim şehir.  Bir kolejin önce gözü nemli, ürkek, sonra neşeli ve son birkaç yıl çılgın öğrencisi. Ağlayarak girdiğim okuldan ağlayarak mezun oluş… Ardından üniversite…. GAZETECİLİK… Yine İzmir, yeni arkadaşlar ve iş hayatı… Gazetecilik sadece teorik değil, pratik işidir aynı zamanda deyip ver elini YENİ ASIR. Bir okul daha… İşe duyulan aşk.. Eve gitmek istememek, hep ofiste kalmak istemek… Hırs değil (hiç olmadı), tamamen bir tutku.  Mezuniyet  ve sonrası hep gazetecilik , gazetecilik… Bodrum’u bile unutmak. Cumartesi, Pazar, bayram, yaz demeden işe koşmak. İşte hep güzel ama özel hayatta zaman zaman zor günler.
“İki dedem de Etibank’ta halef selef olarak genel müdürlük yapmış. Şimdi de patronum Etibank’ın sahibi. Ne tesadüf değil mi?” derken Etibank’ın batışı ve kendimi onlarca kişiyle birlikte kapı önünde bulmam…  Alacağın olsun Etibank… Ya da benim alacağım var…

Bodrum'a Dönüş- 7 YIL
“Madem gazetecilik yapamıyorum ne işim var İzmir’de, gidip Bodrum’a kendi işimizi yapalım, çocuk doğuralım…” diye Bodrum’a sığınma..  Tam bir sığınak. Aile çemberinin içinde ticaret, evlilik, dünya tatlısı bir kız. Anneanne kokusunu sonsuza kadar kaybediş. Bir gün “Aaa ben yine ne zaman gazeteciliğe başladım?” şaşkınlığı… Herşeye rağmen meslekten kaçamama, kopamama… Ama sonunda koparılma.  Yerelin sığlıklarına daha fazla dayanamama ve bu sefer “Bekle bizi İstanbul…”




ŞU ANDA…. İSTANBUL
Yedi göbek İstanbullu bir aileden geliyor olsam da yolum hiç kesişmedi İstanbul ile… Kendi kararlarımı verebileceğim yaşa geldiğimde ise ben kaçtım hep. Hayatın beni sürüklediği Ege’den kopamadım bir türlü. Ta ki içimde bir ses  “Artık zaman daralıyor. Ya şimdi ya hiç. Sen istemedin ama şimdi biraz pişmansın, bari bırak da kızın İstanbul’da büyüsün” diyene kadar…
Okuyorum, yazıyorum, izliyorum, düşünüyorum, konuşuyorum, eğleniyorum, dertleniyorum, kızıyorum. Daha çok çalışmak istiyorum, daha çok yaratmak istiyorum, daha çok!!!